Kuşku yok ki dünyanın en eski müzeleri Avrupa’dadır. Bugün köklü ve farklı uygarlıklara sahip Çin, Japonya Hindistan, İran, Türkiye, Mısır gibi ülkelerde de önemli müzeler bulunmaktadır ve yenileri de kurulmaktadır.

Türkiye’de müzeciliğin kuruluşu bir Osmanlı aydını olan Osman Hamdi bey ile anılır. Tanzimat’la birlikte başlayan Osmanlı aydınlanması, Avrupa’daki aydınlanmaya benzer biçimde bilim, sanat ve müzecilik alanında önemli atılımlar gerçekleştirilmesine neden olmuştur.

Bununla birlikte çeşitli sanat yapıtlarına ilgi gösteren, İtalyan Rönesansı’nın ustalarından Bellini’ye portresini yaptıran, Topkapı Sarayı ikinci avlusuna Bizans dönemi lahit ve sütun başlıklarını toplayan Fatih Sultan Mehmet’tir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş dönemlerinde Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman iyi birer koleksiyoncuydular. Padişahların özel hazinelerinde korunan, Hazine-i Humayun’un demirbaşına kayıtlı ve bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde yer alan çini, cam, gümüş, el yazması, portre gibi çoğaltılabilecek çeşitli koleksiyonlar bulunuyordu.

Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yabancılara kazı yapma izni 1840’dan beri veriliyordu ve amatör kaçak kazılar sonucu ele geçen yapıtlar yurtdışına götürülebiliyordu. 1845’de Sultan Abdülmecit Yalova çevresinde yaptığı bir gezide, üzerinde imparator Konstantin adının bulunduğu yazıtlı taşları toplatıp İstanbul’a gönderir. Tophane-i Âmire Müşiri olan Fehmi Ahmet Paşa, bu taşları Harbiye Ambarı olarak kullanılan Aya İrini (Hagia Eirene) Kilisesi’nde toplar. Bu eski eser toplama etkinliği, bir anlamda eski eser ve silah koleksiyonunun oluşmasına ve depolanmasına neden olur. Halka açık olmayan bu depo özel izinle gezilebilirdi.

1866-67 yıllarında Cağaloğlu ki Sultan II. Mahmut Türbesi karşısında "müzehane" adıyla bir yer kurulmuş ancak müzeye dönüştürülememiştir. 1869’da Aya İrini deposu düzenlenerek Müze-i Humayûn (İmparatorluk Müzesi)’a dönüştürülür ve Galatasaray Sultanîsi tarih öğretmeni İngiliz E. Goold başına getirilir.

Taşınmaz kültür varlıklarının saptanması için Maarif Nezâreti’nden valiliklere genelge gönderilir ve eski eserlerin devlete ait olduğu anlatılarak toplanan yapıtlar müzeye konulur. Goold, Marmara Adası ve Tekirdağ çevresinden bulduğu heykelleri de müzeye getirir ve 1871’de müzenin Fransızca bir kataloğunu yayımlar. Aynı yıl sadrazam olan Mahmut Nedim Paşa müze müdürlüğü görevini kaldırarak Goold’u görevden alır. Avusturya elçisinin ısrarı ile müzenin başına getirilen ressam Terenzio etkin olamaz. Ahmet Vefik Paşa’nın sadrazamlığı ile 1872’de müze müdürlüğü tekrar kurulur ve müdürlüğe Avusturya Lisesi Müdürü Alman Dr. Anton Dethier atanır. 1874’de Dethier, Kıbrıs’tan 88 sandık Cesnola Koleksiyonu getirtir ve bu yapıtlar içinde yer alan heykeller Medeniyet gazetesinde yayınlanır.

1873’de Maarif Nâzırı Cevdet Paşa, müzenin genişletilmesi ve Avrupa’da halk tarafından izlenebilen koleksiyonların Osmanlı ‘da da halka açılması amacıyla Çini Köşk’ün müzeye dönüştürülmesini önerir ve yapılan onarımlar ile Müze 16 Ağustos 1880 tarihinde Maarif Nâzırı Münif Paşa tarafından açılır.

Türk müzecilğinde "Âsâr-ı Âtika Nizamnamesi" (Eski Eserler Tüzüğü) 1874’te Dr. Deither zamanında yürürlüğe girer müze personeli artar, arkeoloji ve müzecilik eğitimi yapacak bir okul açılması fikri oluşur, "Müze Komisyonu" kurulur. Komisyon üyeleri arasında Beyoğlu 6. Daire Belediye Reisi olan Osman Hamdi Bey de vardır.

1881’de Dr. Dieter’in ölümü üzerine Maarif Nezareti, ülkede eski eseri bilen kimse bulunmadığı için Berlin Elçiliği’ne bir yazı göndererek müze müdürü bulmasını ister, Berlin Müzesi Başkâtibi Rr. Millhofer’le sekiz yıllık bir sözleşme imzalamak üzere anlaşılır. Ancak müzede bir Türk’ün denenmesi fikri üzerine Osman Hamdi Bey, babası Ethem Paşa ve okul arkadaşı Münir Paşa’nın desteği ile II. Abdülhamid tarafından 11 Eylül 1881’de müze müdürlüğüne atanır. Müze müdürlüğünün yanısıra kurulması kararlaştırılan Sanay-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Okulu)’nin de müdürlüğünü üstlenir. Arkeolog olarak katıldığı Nemrut, Sayda, Lagina gibi önemli kazılardan çıkan yapıtlar İstanbul’a getirilir.

Osman Hamdi Bey, yeni bir müze binasının gerekliliğini hissederek Mimar Valaury’e planlarını çizdirdiği bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni yaptırtır ve Türkiye’deki ilk müze binası olan Müze-i Humayûn, 13 Haziran 1891 tarihinde açılır. Müzeye 1903 ve 1907 yıllarında ek binalar yapılır. Müze-i Humayûn daha sonra "Âsâr-ı Atika Müzesi" ve Cumhuriye’ten sonra da İstanbul Arkeoloji Müzesi adını aldı.

İstanbul dışında 1902’de Konya’da, 1904’de Bursa’da açılan müzeler Osman Hamdi’nin çabaları ile gerçekleşmiştir. Müzelerin Konya, Bursa, İstanbul gibi Türk izlerini taşıyan kentlerde kurulması isteği Osman Hamdi’deki aydınlanma ve köken arama düşüncesinin de bir kanıtı gibidir. Müzeciliğin bilimsel temellere oturtulması için çalışmış, 1874 Nizamnamesi’nde görülün eksikler üzerine eski eserlerin yurtdışına çıkmasını engeleyen, 1884’de kabul edilen ve 1973 yılına kadar yürürlükte kalan Eski Eserler Tüzüğü’nü hazırlatmıştır.

1910’da Osman Hamdi’nin ölümü üzerine kardeşi Halil Ethem 1931’de emekli oluncaya kadar müze müdürlüğünü sürdürür. 1914 yılında Süleymaniye Camii’nin imarethanesinde Türk ve İslâm eserlerini kapsayan Evkaf-ı İslamiye Müzesi kurulur. Ethem daha sonra yakın doğu ülkelerinin yapıtlarını Eski Şark Eserleri Müzesi’nde toplar.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarından itibaren eski eserlere ve müzelere önem verir. 1920 yılında kurulan ilk Millet Meclisi Hükümeti, "Türk Âsar-ı Âtika Müdürlüğü’nü kurar. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak kurulan "Türk Âsâr-ı Atikası", her türlü arkeolojik ve etnografik buluntunun toplanması ve korunmasına yönelik çalışmaları üstlenmiştir. Müzeciliğin gelişmesi ve halkın bilinçlenmesi için Halkevleri’nde "Müzecilik Kolları" oluşturulur. Anadolu’nun birçok ilindeki kilise, cami, han vb. gibi anıtsal yapılar onarılarak yeni müzeler kurulmuştur. Cami olarak kullanılan Ayasofya 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müze olur. İçindeki eşyalar ile birlikte müzeye dönüştürülen Topkapı Sarayı 1927’de ziyarete açılır. Yine aynı yıl Evkaf-ı İslâmîye Müzesi, "Türk ve İslâm Eserleri Müzesi" olarak yeniden düzenlenmiş; Konya’daki Mevlânâ Dergahı müze hâline getirilmiştir. Cumhuriyetin ilk müze yapısı olarak mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’na yaptırılan "Ankara Etnografya Müzesi" 1930 yılında halkın ziyaretine açılmıştır. Ayrıca Bursa, Adana, Manisa, İzmir, Kayseri, Antalya, Afyon, Bergama ve Edirne’de yeni müzeler kurulmuştur. 1940 yılında Mahmut Paşa Bedesteni’nde kurulan Hitit Müzesi, 1968 yılında restore edilerek "Anadolu Medeniyetleri Müzesi"ne dönüştürülmüştür. Müzecilik faaliyetleri daha sonraki yıllarda da devam etmiş, yurdun hemen hemen her köşesinde çok sayıda müze kurulmuştur. Bugün ülkede Kültür Bakanlığına bağlı 99 civarı Müze Müdürlüğü ve bu müdürlüklerin denetiminde faaliyet gösteren 91 adet özel müze ve 1028 adet koleksiyoner bulunmaktadır.

Türkiye müzelerindeki koleksiyonları meydana getiren yapıtların büyük çoğunluğu 1935’lerden itibaren başlayan arkeolojik kazılar sonucu çıkarılmıştır ve genellikle Anadolu’daki uygarlık çağlarına aittir. Tarih öncesi devirlerin buluntularıyla, antik çağ ürünlerinin oluşturduğu arkeolojik ağırlıklı koleksiyonların yanında; Doğu Sanatı ve Türk-İslâm devirlerinin yapıtları ikinci büyük kümeyi oluşturur. Bu nitelikleriyle Türkiye müzeleri arkeoloji-etnografya ağırlıklı tarihsel buluntu, yapıt müzeleridir. Öte yandan Osmanlı tarihi, Kurtuluş Savaşı ve devrimler ile ilgili, içindeki eşyalarla olduğu gibi korunarak restore edilen tarih müzeleri de bulunmaktadır. Atatürk’ün Selânik’te doğduğu evin Ankara’daki rekonstrüksiyonu, Kurtuluş Savaşı’nı yönlendirdiği ve çeşitli illeri ziyaretlerinde konuk edildiği yapılar da müzelere dönüştürülmüştür.5 Birgi’deki "Çakırağa Konağı", Amasya’daki "Hazeranlar Konağı", Diyarbakır’daki "Ziya Gökalp Müze Evi" ve İstanbul’daki "Tevfik Fikret Aşiyan Evi" gibi "Müze Evler" ve "Hatıra Müzeleri" bir diğer kümeyi oluşturur.

Tarihsel yapıların müze olarak korunmasına 1930’larda girişilmiş, İstanbul’da Ayasofya başta olmak üzere, Dolmabahçe Sarayı, Kariye Camii, Fethiye ve İmrahor Camileri ile Bursa’da Yeşil Türbe ve Muradiye Külliyesi bu tür müzelerin en önemli örnekleridir. Aynı zamanda çok sayıda antik kent "açık hava" müzeleri olarak düzenlenmiştir. Boğazköy, Efes, Bergama, Afrodisias, Aspendos, Karatepe, Göreme ve Perge açık hava müzeleri bunlardan bazılarıdır. Yanısıra belli sayıda sanat müzesi ile kamu kurum ve kuruluşlarının, gerçek ve tüzel kişilerin ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün kendi hizmet konuları ile ilgili olarak açtığı özel müzeler de bulunmaktadır.

1950 yılında Uluslararası Müzeler Konseyi’nin (ICOM) Türkiye Milli Komitesi kurulur, 1960’larda yeni müze binalarının yapımı hızlanır.

Dr. Zeynep Yasa Yaman