Büyük umutlarla başlayan evlilikler, bazen ne yazık ki boşanmalarla noktalanıyor. Ve insan mutluluğa çok çabuk adapte olurken, boşanmanın getirdiği mutsuzluk kimi zaman çiftleri depresyona bile sokuyor.

Bu nedenle uzmanlar, boşanmaya karar veren eşlerin, bu zorlu maratonu nasıl başaracakları konusunda çeşitli önerilerde bulunuyorlar. Yani, ayrılık aşaması nasıl daha kolay atlatılabilir buna yönelik tüyolar veriyorlar.

Aile ve İlişki Terapisti Psikiyatr Murat Dokur, boşanmanın iki insan arasındaki duygusal ve kişisel beraberliğin sona ermesi olduğunu ve evli bir çiftin beraberliğinde sıkıntı, bezginlik duygularının, keyifli anlardan daha fazla yoğunlaştığı noktada çiftlerin problemlerinin de başladığını belirtiyor. Dokur'a göre, bu problemlerin devamında gelen boşanma, tıpkı evlilik gibi bir "durum" olarak değerlendirilebilir.

Boşanmanın öncesi, sırası ve sonrasında yaşanabilecek olan bazı ortak özellikli duygulardan ve onlara eşlik eden davranışlardan söz etmek mümkün.

Boşanma aşamaları

Dokur, "Boşanma öncesi dönem, düşünme dönemidir. Bu dönemde, tatsız olan gerçeğin fark edilmesi söz konusudur. Önce tatminsizlik, hoşnutsuzluk, eşe ve ilişkiye yabancılaşma görülebilirken; sonrasında yoğun korku, çok büyük acı/keder, şok, boşluk, kaos, yetersizlik ve düşük benlik değerinin deneyimlenmesi olasıdır. Bu duygularla baş ederken, ortaya bazı davranış özellikleri çıkabilir.

Partnerle yüzleşmek, tartışmak/münakaşa etmek, terapi arayışına geçmek, inkar, fiziksel ve duygusal olarak içe kapanmak, her şey yolundaymış gibi yapmak ve sevecenliği geri kazanmaya çalışmak bu davranışlardan bazılarıdır. Bu dönemde çiftlerin bilmesi gereken en önemli şey; boşanabilmeleri için önce ilişkilerinin düzelmesi gerektiğidir. Çatışma devam ettiği sürece, boşanma zor ve sancılı olacaktır" diyor.

Yapılan aile terapileri gösteriyor ki, boşanma sırası dönem, mahkeme dönemi olarak karşımıza çıkıyor. Bu dönemde eşlerden biri ya da her ikisi depresyona girebilir; kızgınlık, ümitsizlik hissedebilir, kendilerine acıyabilir, yoğun öfke, üzüntü, ve yalnızlık hissedebilir. Bu duyguların ardından bir yas tutma ve rahatlama sürecine geçilir. Bu dönemde çiftlerin pazarlık etmeleri, çatışmaya girmeleri, birbirlerini tehdit etmeleri, hatta bazen intihara teşebbüs etmeleri söz konusu olabilir.

Eşler artık fiziksel olarak ayrılmaktadır ve boşanma işlemleri kanuni olarak başlatılmaktadır. Buna paralel olarak ekonomik düzenlemeler yapılır ve akraba ile arkadaşlara durum açıklanır. Bu dönemde özellikle ailelerle temasta, boşanma konusunun en az şekilde gündeme gelmesi ve eğer olmuyorsa, temasın azaltılması ve daha sessiz yaşanabilmesi kıymetli olacaktır.

Sonrası
Dokur'a göre; Boşanma sonrası dönemde dengenin yeniden kurulması söz konusudur. Bu dönemde kişilerin daha iyimser, kararlı, coşkulu, meraklı oldukları gözlenebilir. Bazen pişmanlıklar ortaya çıkabilir. Ancak sonra durumun kabullenilmesiyle birlikte, kendine güven artar, benlik değeri yeniden yükselir, bütünlük hissine ulaşılır ve bağımsızlık duygusu tekrar yaşanır.

Boşanmanın sona erdiği bu dönemde; yeni arkadaşlarla görüşülmeye başlanabilir, yeni bir yaşam biçiminin ve çocuklar için günlük bir rutinin oturtulması ile kimliğin yeniden sentezlenmesi söz konusu olur. Boşanmanın psikolojik açıdan da tamamlanmasıyla birlikte, yeni bir sevgi nesnesine yönelim olur ve yeni yaşam biçiminde ve yeni arkadaşlarla rahat olmaya doğru geçilir. Yine bu dönemde, çocukların, boşanmayı kabul etmelerine yardımcı olmak söz konusudur. Boşandıktan sonra; eşlerin, mümkünse zorunlu olmadıkça aynı ortamda bulunmamaları ve aynı arkadaş gruplarında ve/veya sosyal ortamda bulunmamaları tercih olunur. Çocuklarla ilgili olarak da, bir uzmana başvurulması yararlı ve kolaylaştırıcı olacaktır.

Aile terapisti psikiyatr Dr Armağan Samancı, boşanmaya karar veren çiftlerin işlerinin evlenmeye karar verenler kadar kolay olmadığını çünkü insanların bir grubunun, kişilik özelliği açısından bağımlı olduğunu ve bundan dolayı sadece evliliklerinden değil, bağlandıkları herhangi bir ilişkiden de ayrılmalarının zor olduğunu belirterek şunları söylüyor.

"Sonuçta mesela, ikiliden biri bağımlı özellikler taşıyorsa ve ilk ilişkisini yaşıyorsa, bu dönem çok yoğun acılı yaşanıyor.Üstelik, eşlerden biri için diğeri kaybedilmeyecek kadar değerliyse, yaşamında duygusal olarak aktarım yapacağı başka şeyler yoksa, iyi bir arkadaş ya da aile ilişkisi bulunmuyorsa, artı duygusal boşluk yaşıyorsa bu konumda o kişi için ayrılmak zor oluyor. Çünkü burada sadece şahıstan ayrılmak değil, yıllardır yakaladığı iyilik hissinden de ayrılmak söz konusu." Samancı'nın şimdiye kadar yaptığı terapilerden edindiği izlenimler şöyle: Ayrılıkta çok zorlanan insanlar bir ilişkiyi ancak başka bir ilişkiye girerek bitiyorlar. Çünkü biliyorlar ki, o ilişkiden ayrılmaları zor ama aynı zamanda ilişki de iyi gitmiyor yani terk edileceklerini hissediyorlar ama ayrılmaya da yanaşmıyorlar. Bir yandan da başkasına bağlanma yoluna gidiyorlar.

Ne yapmak gerekiyor?

Psikiyatr Dr. Armağan Samancı, ayrılık kararı veren çiftlerin izlemeleri gereken yolu şöyle anlatıyor. "Her şeyde olduğu gibi öncelikle kişinin bireysel çözümlenmesinin olması lazım. Kendi iç dünyalarında, eşleriyle ilgili yarattıkları modelin gerçek olup olmadığını anlamaları, o insanı gerçekçi anlamda görmeleri gerekiyor. Bu insanlar, sadece ilişki bozulmasın diye iyi bir çizgi oluşturmak çözümü yerine ilişkiyi testten geçirecek sürece girmeli. Yaşamlarında farklı duygusal yatırım alanları oluşturmaları lazım.

Bir arkadaş grubu, bir hayvan sevgisi, gönüllü bir çalışma yapmak olabilir bu. Ve genel anlamda karşı cinsle dostluklarını da geliştirmeleri gerekiyor. Sonuçta yaşamının bir insan odaklı olmaması lazım. Kendi bireyselliklerini dostluk olarak da yaşamalı. Karşı cinsten bir dost kimi zaman eşin daha net sorgulanmasını getirebilir. İlişkinin iyi gitmeyen taraflarını böyle görebilirler. Ve gerçekten zorlanılan noktada, mutlaka terapi desteği alınmalı. Çünkü bazı insanlar, düşünce olarak ilişkinin kötüye gittiğin görse bile çok sıkıntı yaşıyor."