İnsan doğası gereği sosyal bir varlıktır. Normal şartlarda, bir insanın kendisini diğer insanlardan tamamen soyutlayarak yaşaması düşünülemez. Bu durumda birey, maddi manevi bakımdan birtakım ortak unsurları paylaştığı diğer bireylere duygu düşünce ve isteklerini bildirmek; onların bildirdiklerini de anlamak zorundadır. İşte bunun için bireyler birbirleriyle iletişim kurmak için çabalarlar. En genel anlamıyla iletişim, davranış değişikliği meydana getirmek üzere duygu, düşünce, tutum, beceri ve bilgilerin paylaşılması sürecidir.

İletişim sürecinin, gönderen, mesaj, kanal ve alan olmak üzere dört temel öğesi bulunmaktadır. Dil açısından bakıldığında, gönderen, mesajını ya konuşarak ya da yazarak gönderebilir; alan ise mesajı ya dinleyerek ya da okuyarak alabilir. Bu durumda, gönderenin sözlü ya da yazılı anlatım; alanın ise dinlediğini ya da konuştuğunu anlama becerilerine hakim olması gerekmektedir. İletişim sürecinde, gönderenin her zaman sözlü ya da yazılı anlatımdan biriyle idare etmesi ve her zaman gönderen durumunda kalması düşünülemez. Bundan dolayı, toplum içindeki tüm bireylerin, sözlü ve yazılı anlatım ile dinlediğini ve konuştuğunu anlama becerilerine hakim olması gerekir. Tersi bir durumda, sağlıklı bir iletişimden söz etmek mümkün olamaz. Kişinin iletişim yeteneği, onun dili kullanabilme becerisine bağlıdır.