Kısa Gezi Yazısı Örnekleri Verir misiniz?

 Kısa Gezi Yazısı Örnekleri Verir misiniz?

  Okunma: 27417 - Yorum: 2
  1. #1
    3000 Yıllık Tarihiyle Assos-Gezi Yazısı

    Batı Anadolu’da Edremit Körfezi’nin kenarında bulunan Assos, antik çağlara uzanan tarihiyle, denizi, doğasıyla sevimli bir köy. Andezit taşından yapılmış eski evler ve köy ürünlerini satmaya çalışan köylüler arasından geçerek oldukça rüzgarlı ve soğuk bir havada en tepeye kadar tırmandık.

    567 - Kısa Gezi Yazısı Örnekleri Verir misiniz?
    568 - Kısa Gezi Yazısı Örnekleri Verir misiniz?

    Antik çağlarda önemli bir yerleşim yeri olan Assos’ta yaklaşık 230 metre yükseklikle Athena Tapınağı bulunuyor. M.Ö.VI.yüzyılın ortalarında yapılan tapınak, tüm köye, Ege Denizi’ne ve Midilli Adası’na tepeden bakmaya devam ediyor.

    569 - Kısa Gezi Yazısı Örnekleri Verir misiniz?

    Dikdörtgen planlı, Anadolu’daki en eski dorik tarzındaki tapınaktan günümüze birkaç sütunu kalmış. Tapınak, Agora’sı, Tiyatro’su ve diğer kalıntılarıyla Bahramkale Köyü ile iç içe zamana direnmeye çalışıyor. Bulunduğu tepe itibarıyla oldukça güzel bir havası var. Midilli Adası’nın en net göründüğü yerlerden biri olan tapınaktan tekrar köye doğru inerken minaresi olmayan güzel bir cami görüyoruz.

    570 - Kısa Gezi Yazısı Örnekleri Verir misiniz?

    Hüdavendigar Camii’nin bir bölümü bölgedeki Bizans ve Roma döneminden kalma devşirme taşlar kullanılarak yapılmış.
    Assos, Behramkale ya da Behramköy adıyla da biliniyor. Köy içinden tepeye çıkan Arnavut kaldırımlı yokuş boyunca köylülerin ürünlerini sattıkları tezgahlar sıralanıyor. Gittiğimizde sabahın erken saatleri ve çok rüzgarlı olmasından dolayı tezgahlar yeni yeni açılsa da, buranın meşhur kekiğini alma şansımız oldu. Limon ve dağ kekiği kokusuyla gerçekten çok güzel. Bölgedeki evlerin bir kısmı pansiyon ve restoran olarak işletilmekte.

    571 - Kısa Gezi Yazısı Örnekleri Verir misiniz?

  2. #2
    Kırıkkale’ye Giderken

    Ankara kalesi, telsiz direkleri ve bir tünel… Yarım dakika karanlık. Ankara geride kaldı. Bu yol, bütün bozkırı geçer, Karadeniz’e dek ulaşır.

    İsmet Paşa yıllardır fikir döktü, ray döşedi. şimdi ben, bu ray üstünden fikir taşıyan kültür savaşının zırhlı trenine yetişmek için kilometrelerin sekişini sayıyorum. Tren yolunda… Gezici eğitim sergisi Kırıkkale istasyonunda… Tren yolunda dediğim zaman dudaklarımızda yabansı bir kıvrıntı seziyor gibiyim. Sezmeye de gerek yok gerçekten: “Tren yolunda da laf mı a canım.” diyebilirsiniz.

    Eğer siz, bir zamanlar Yahşıhan’a dek böyle gidip gelen eski tren bozuntusunu anımsarsınız hiç de böyle düşünmezsiniz.

    Hele benim gibi Yahşıhan yolunda tuhaflıklara tanık olmuşsanız… Size, istasyonların kimi bodurumsu, kimi kavaklar gibi birbirlerinin sırtından sırıtan uzun dallı ağaçlarından, çeşmelerinden, bayrak direklerinden, makaslarından, telgraf direklerine tünemiş güvercinlerinden, yol kenarında doygun doygun treni seyreden öküzlerden, özgür ve neşeli sıpalardan söz edeceğimize bizim orta Anadolu’ya kültür ve yeninin aşkını taşıyan trene rast gelinceye dek bugünkü güzel trenin yerindeki o eski tren ve ray bozuntusundan söz edeyim, her halde canınız sıkılmaz.

    Yıl 1921, İnönü ile Sakarya savaşının araları… Ankara’dan Kayseri’ye doğru bir akın var. Kağnı, kağnı, kağnı Yollardan, dağlardan, taşlardan gıcırtıdan geçilmiyor. Mumyalanmış bir eşeğe benzeyen cılız, sanki tenekeden yapılma bir lokomotif, ince, uzun hörgücünü kaldırmış, bitkin develeri anımsatan vagonlar da bunların arasında Kayseri yolunu tutuyor. Her nedense o zaman burada işleyen dekovilde, sudan geçmeyen hayvanın inadına benzer bir inat vardı. Zaman zaman tutarağı tutardı. Bakarsınız, tıpış t ıpış giderken birdenbire zınk yerinde sayar. Bir ses duyulur:

    “Lokomotifin suyu tükendi. Allah’ını seven su getirsin!…” Kovalarla, ibriklerle, testilerle bir sürü halk su aramaya çıkar, su bulunmayan bir yerde ise herkes mataralarındaki, testilerindeki, teneke ya da toprak ibriklerindeki suları lokomotife boşaltırlar. Mübarek, yürümeye başlar. Ama yürüyüş de ne yürüyüş!… Trenin üstünde pinekleyen ihtiyarlar, kimi zaman şöyle konuşurlardı: “Tren giderken indim, aptes bozdum, elimi yudum, trene bindim.” “Abdest tazeledim, yine geldim, yetiştim.” Yokuş bir yere gelindi mi bir ses yükselirdi: “Allah’ını seven vagonları ardından itsin!”

    Yüzlerce adam trenden iner, trenin durduğunu gören köylüler de gelir. Helesa yelesa ile treni yürütürlerdi. Trenin kömürü tükenip yöreden çalı çırpı topladığımızı da ben bilirim. Bunları söylerken sadece bir anıyı anlatıyorum. Dün süngüsünü tüfeğine çaputla bağlayıp düşmana saldıran bir ulusun o günü böyle geçerdi. Şimdi İsmet Paşa’nın döşediği raylar üstünde fikir gibi hızlı, düzenli ve rahat trenle Kırıkkale’ye yaklaşıyoruz.

    Makinenin, tekniğin dokunduğu yer, çölün ortasında bile olsa yepyeni bir uygarlığı f ışkırtıveriyor. Kırıkkale işte böyle bozkırın ortasında baca, fabrika, asfalt, geometri, boyalı ev, sağlam tavan, iş gömleği giyen alın terli insan demektir. Kırıkkale bana, kopmuş bir film parçasının sarı bakkal kâğıdına yapıştırılması etkisini yaptı. Kırıkkale, başlı başına minnacık bir fabrika yuvasıdır. Sağı solu, önü arkası bozkırdır.

    İstasyon kalabalık… Siyahlar giyinmiş öğretmenler, iş gömlekli işçiler, ustalar, mühendisler, bereli kadınlar, irili ufaklı çocuklar vagonların çevresinde toplanıyorlar…

    Sadri Etem (Ertem). "Kırıkkale'ye Giderken",Türk Dili Dergisi, Gezi Özel Sayısı, 1 Mart 1973.


  3. #3
    Cok Tesekkur Ederm cok isime yaradi