Beş Duyu Organımız ve Görevleri

 Beş Duyu Organımız ve Görevleri

  Okunma: 208386 - Yorum: 50
  1. #1
    Beş Duyu Organımız ve Görevleri

    Çevremizde olup bitenleri duyularımızla algılar, nesneleri duyularımızla ayırt ederiz. İnsanda ve hayvanların çoğunda;

    Görme
    İşitme
    Koku
    Tat
    Dokunma


    gibi beş temel duyu vardır. Bu duyularla edinilen bilgiler (duyumlar) somut biçimde algılandığı için, gördüğümüzün, işittiğimizin, dokunduğumuzun, koku ve tat aldığımızın her an bilin-cindeyizdir. Oysa dış dünyadaki ve vücudumuzdaki değişiklikler üstüne bilgi edinmemizi sağlayan hareket, basınç, denge, ısı ve ağrı duyuları, bu değişiklikler bizi rahatsız edecek kadar belirgin olmadığı sürece ön plana çıkmaz.

    Görme Duyusu

    Görme duyumuzun organı göz, sese dayalı işitme organına göre ses hızının ışık hızına oranı denli hızlı olduğu gibi geniş bir algıdır. Görüntü yolu ile algılanan nesne sayısı çok fazladır. Yakın temas olmasa da çok uzaktan çevre hakkında bilgi verebilir.

    Görme Duyusu

    Çok hızlı avcı hayvanların gözleri çok gelişmiştir. Görüntü ise insana seslerden daha fazla bilgiyi iletir ancak ayrımlaştırması zordur. Fotoğraf ile yazı arasındaki fark görsel gücü bize anımsatır. Ne ki görmeyi tamamlamak için işitme ve dokunma duyularının çok kuvvetli olması gerekir. Bakıp görmeme, görmedeki ayrımlaştırmanın önemini vurgular. Bakmak bütünseldir görmek ise ayrımlaştırma ile gerçekleşir. Bakılan bir alanda aradığını görmek için aranılan şekli bilmek gerekir bu bilgi deneyimle sağlanır. Görmenin olmadığı durumlarda insanların dokunma duyusu ve işitme duyusu daha da gelişir. Dünyaya dokunarak yaşayan yılan görme duyusunun eksikliğini dokunma duyusunu daha da geliştirerek çözer ve dokunma duyusunu geliştirerek termal olarak; ısıyla algyarak görme eksiğini üstelik fazlasıyla giderir. Teknolojinin gelişmesiyle gece görüşü elde etmek için dokunma duyusu gibi ısıyla algılayan termal dürbünler yapılmıştır.

    İşitme duyusu

    Kulak kepçesiyle toplanan ses dalgaları kulak yolundan kulak zarına gelir ve kulak zarını titreştirir. Zarın titreşimleri kulak kemikcikleri tarafından kuvvetlendirilip oval pencereye iletilir.

    İşitme duyusu

    Oval penceredeki ses titreşimleri dalız içindeki sıvı ile salyangozdaki sıvıya geçer.
    Ses titreşimleri salyangozdaki sıvıdan işitme duyu hücrelerine oradan da sinirlere aktarılırlar.
    Sinirier tarafından alınan ses beyne iletilir ve işitme sağlanmış olur:

    Kulak kepçesi >> Kulak yolu >> Kulak zarı >> Örs, çekiç, üzengi >> Oval pencere >> Dalız >> Salyangoz >> İşitme sinirleri >> Beyindeki işitme merkezi

    İşitme duyusu ile gözün algılayamadığı durumlarda çevredeki değişiklikleri belirten çevre hakkında bilgi almamızı sağlarız, ana organı kulaktır ve ağız ile bağlantısı vardır. Ses hızına bağlı olarak titreşim algılanır. İnsan 16 ile 16 bin desibel arasında işitirken kediler daha üst frekanslarda köpekler ise daha alçak frekanslarda işitebilirler. Kimi canlılarda yüksek ultrasonik hızlar kullanılır. İşitme Avcı hayvanlarda çok gelişmiştir,yarasa gibi kulakları çok gelişmiş canlıların gözleri az görür. Seslerin ayrımlaştırılması birbirinden ayrılması çok önemlidir ortama sağlanan uyum giderek sesleri ayrımlaştırırak bir senteze varmamızı kolaylaştırır. İşitme duyusu az olan canlılar dokunma ve görme duyusu ile işitmenin eksiğini gidermeye çalışırlar ki seslerin havadaki ritm etkisi dokunma duyusu ile giderilebilmeye uygundur. Ne ki işitme ayrımlaştırılamadığında bir ses, bir gürültüdür. Çağlayan sesini yıkılan kaya sesinden ayırmak için bilgi gerekir. Bu bilgi deneyimle kazanılır. Genelde gördüğümüz bir duyunun kaybı ile diğerlerinin daha çok çalıştığı ve birinin fazla gelişmesiyle diğerlerinin görevi ona terk ettiğidir. Görme duyusu çok kuvvetli olanların işitmesinin diğerlerine göre az olması salt bir teori değildir.

    Koku Duyusu


    Öbür işlevlerinin yanı sıra, burnun temel görevlerinden biri de kokuları ayırt etmektir. Koku alıcıları denen özel sinir hücreleri burnun içinde, organın tam tepesine ve gerisine rastlayan bölümde bir katman oluşturacak biçimde yerleşmiştir. Burada, yaklaşık bir posta pulu büyüklüğünde yer kaplayan 5 milyon kadar koku hücresi bulunur.

    Koku Duyusu

    Bazı nesnelerin, söz gelimi bir gülün ya da yanan bir kömür parçasının kokulu olması havaya küçük parçacıklar yaymasından ileri gelir. Normal olarak soluk alırken, burun deliklerimizden giren havanın çoğu doğrudan boğazımıza gittiği için çok az koku alırız ya da hiç almayız. Oysa burnumuzu kokulu bir cisme yaklaştırıp havayı iyice içimize çektiğimizde, burnun içindeki dokular açılıp genişleyerek duyu hücrelerinin bulunduğu üst bölüme daha çok hava gitmesini sağlar. Böylece koku parçacıkları çevreye dağılmadan bu hücrelere ulaşır; burnun içindeki hücrelerin salgıladığı sümüksü maddede (mukusta) çözünür ve kokunun türüne göre belirli hücreleri uyarır. Bu durumda kokuyu olanca keskinliğiyle algılayabiliriz. Kokunun kaynağına ne kadar yaklaşılırsa havadaki koku parçacıkları da o kadar yoğunlaşır. İnsanların biraz çaba göstermekle 3.000'in üstünde kokuyu tek tek ayırt edebilecekleri sanılıyor.

    Yaşamını sürdürebilmek için avlanmak ya da daha güçlü düşmanlarına yem olmamak için sürekli çevresini kollamak zorunda olan hayvanların koku duyusu insanlarınkinden çok daha güçlüdür. Rüzgârın esiş yönü uygun olduğunda, bir geyik 800 metre ötedeki bir avcının kokusunu alabilir. Köpekler bir tavşanın ardında bıraktığı hafif kokuyu ya da koşarken ezip geçtiği otların kokusunu alarak iz sürebilirler. Koku duyusu bu kadar gelişmemiş olan insan, üstelik duyduğu kokulara kolayca alışır. Hafif bir kokuyu birkaç dakika kokladıktan sonra artık o kokuyu duymaz oluruz.

    Tat Duyusu

    Tat alıcıları ağzın içinde, tat tomurcukları denen küçük hücre kümeleri halinde toplanmıştır. Bu tomurcukların çoğu dilin üzerinde bulunur; bir bölümü de ağız boşluğunun içine ve boğazın gerisine doğru dağılmıştır. Erişkin bir insanda, her biri yaklaşık 30 duyu hücresinden oluşan 9.000 kadar tat tomurcuğu vardır. Çocuklarda bu sayı daha fazladır.

    Tat Duyusu

    Yiyecek ve içecekler tatlı, tuzlu, ekşi, acı gibi dört temel tadın ve çeşitli kokuların bir karışımıdır. Aslında yiyeceklerin tadı daha çok kokularla belirginleşir. Üşüttüğümüz için burnumuz tıkalı olduğunda yiyeceklerin kokusunu alamayız, bu yüzden yiyip içtiklerimiz bize tatsız gelir. Katkısız şekerli suyun tadından da pek hoşlanmayız, ama içine biraz çilek kokusu katıldığında bu içeceğin "tadı değişir" ve hoşumuza gider.

    Ağzımızda değişik tatları algılayabilen ayrı ayrı tat tomurcukları vardır. Tatlıya ve tuzluya duyarlı olan tomurcuklar en çok dilin ucunda, ekşiye duyarlı olanlar iki yanında, acıya duyarlı olanlar ise arka bölümünde toplanmıştır.

    Dokunma Duyusu

    Bir cismin nerede bulunduğunu, biçimini, dokusunu, örneğin sert mi yumuşak mı, pürtüklü mü yoksa kaygan ya da yapışkan mı olduğunu dokunma duyumuzla anlarız. Dış dünyayı ve nesneleri tanımamızda çok önemli rol oynayan bu bilgiler bütün vücudumuzu saran derideki duyu sinirleriyle beynimize ulaşır. Ama vücudumuzun her noktası bu açıdan aynı duyarlıkta değildir. Örneğin kolumuzun üst bölümünde hafifçe dolaştırılan ince bir tüyü bazen hiç hissetmeyebiliriz.


    Dokunma Duyusu

    Çünkü deriye gömülü olan dokunma alıcıları, yani duyu sinirlerinin uçları bu bölümde oldukça seyrektir ve deriye değdirilen tüy bu alıcıların bulunmadığı yerlere rastlayabilir. Oysa ellerimizdeki ve yüzümüzdeki alıcılar birbirine çok yakın gruplar halinde kümelenmiştir; özellikle parmak uçlarındaki derinin her santimetre karesinde 150'den çok dokunma alıcısı bulunur.

    Diğer Duyular

    Sıcaklık Duyusu
    Sıcaklık duyusundan sorumlu olan alıcılar da gene derinin her yanına dağılmış olan duyu sinirlerinin uçlarıdır. Bunlardan bazıları sıcağı, bazıları soğuğu algılar. Aslında insanda sıcaklık duyusunun sınırları çok dardır. Isı çok yükseldiği ya da donma noktasının altına düştüğü zaman insanın soğuk ya da sıcak duyumları daha çok bir ağrı duyumuna dönüşür. Üstelik öbür duyuların çoğunda olduğu gibi sıcaklık duyusunda da daha önce edinilmiş duyumların etkisi kolay kolay silinmez. Örneğin bir elimizi soğuk suya, öbürünü sıcak suya sokup birkaç dakika beklettikten sonra ikisini de hemen ılık suya tuttuğumuzda, ılık su, soğuk sudan çıkan elimize sıcak, sıcak sudan çıkan elimize soğuk gelecektir.

    Ağrı Duyusu
    Ağrı duyusu tehlike işareti vererek bizi uyardığı için sağlığımız açısından çok önemlidir. Bu duyu olmasaydı insan hiç farkına varmadan sürekli olarak bir yerlerini kesebilir, yakabilir ya da incitebilirdi. Hastalandığımızı haber veren de gene ağrı duyuşudur. Ağrı verici uyarıları alabilen duyu sinirlerinin uçları derinin büyük bölümünde neredeyse aralıksız denecek kadar sık yerleşmiştir. Yalnız vücudun bazı yerlerine, örneğin bacakların dize kadar olan bölümünün (uylukların) dış yüzüne bir iğnenin ucuyla dokunarak hiç ağrı duyulmayan noktalar saptanabilir. Ama iğne iyice batırıldığında daha derindeki bir sinire rastlayacağından ve sinirlerin çoğu da ağrıya duyarlı olduğundan bu duyarsız noktalar bulunamaz.

    Hareket Duyusu. Bu duyu aracılığıyla edindiğimiz duyumlar öbürleri kadar somut olmadığından hiç farkına varmayız; oysa beynimiz en küçük bir hareketi bile bu duyumlara dayanarak yönlendirdiği için bu duyunun önemi çok büyüktür. Kaslardaki ve kirişlerdeki bazı duyu sinirlerinin uçları her kas ya da kiriş lifinin gevşemesine, kasılmasına ilişkin bütün bilgileri beyne iletir; beyin de kol ve bacakların hareketlerini denetlemek, vücudun dik durmasını sağlamak üzere bu bilgilerden yararlanır. Kısacası hareket duyusu olmasaydı insanın bütün hareketleri sarsak ve düzensiz olurdu.

    Gözlerimiz kapalıyken bir elimizi örneğin yana doğru büküp, parmaklarımızdan birini kıvırdıktan sonra gözlerimizi açmadan öbür elimize de aynı konumu verebiliriz. İşte bunu sağlayan hareket duyuşudur. Kas ve eklemlerdeki kasılma alıcıları parmakların ne kadar bükülmüş olduğunu beyne bildirir; böylece beyin öbür elin parmaklarının da aynı biçimde bükülmesini sağlar. Kısacası, piyano çalmak, daktilo makinesi kullanmak ya da dantel örmek gibi beceri gerektiren hareketler bu duyunun yardımı olmaksızın yapılamaz.

    Ayak tabanlarındaki ve vücudun başka bölümlerindeki duyu hücreleri de dik durmamıza ve sözgelimi paten yaparken ya da dar bir yerde yürürken dengemizi korumamıza yardımcı olur. Bu hücreler ayak tabanının çeşitli bölümlerine ne kadar basınç bindiğini saptayarak vücudun hangi yana eğildiğini beyne bildirir. Düşmek üzere olduğumuzu haber vererek vücudumuzu düzeltmemize yardımcı olan da gene bu duyudur.

    Denge Duyusu
    Denge sağlamamızda hareket ve görme duyularımıza da önemli görevler düşer, ama asıl denge organı içkulaktadır. İçkulaktaki iki küçük boşluğun içini döşeyen duyu hücreleri, başın her hareketinde ve konumunda şiddeti değişen yerçekimi kuvvetine son derece duyarlıdır. Ayrıca, gene içkulaktaki üç küçük yarım daire kanalının içini dolduran sıvı başın en küçük hareketinde çalkalanır. Bu sıvının, kanalların içini döşeyen duyu hücrelerine doğru akmasıyla hücreler başın hangi yöne eğildiğini beyne bildirir. Böylece kendi çevremizde döndüğümüz zaman dengemizi koruyabiliriz.

    Bütün bu duyu alıcıları ve duyu sinirlerinin uçları, aldıkları uyarıları duyu sinirleri aracılığıyla beyne iletir. Bu mesajı, yani sinir iletisinin şiddetini ve vücudun neresinden geldiğini yorumlayan beyindir.



  2. #2
    teşekkürler
  3. #3
    bu konuları iyi anlamalıyız ki sınavlarda başarılı olmalıyız
  4. #4
    çok işime ihtiyaç oldu performanstan 100 aldım
  5. #5
    bu konuları iyi anlamalıyız ki sınavlarda başarılı olmalıyız

    Kayıtsız Üye Nickli Üyeden Alıntı
    AyNeN...

  6. #6
    sınavımdan çok iyi aldım teşekürler türkiye
  7. #7
    çok güzel olmuş dersime çok yardımcı olduu :):):):)
  8. #8
    ödewimde cok yardımcı oldun cok saol ... dvamı
  9. #9
    ödevimde çok yardımcı oldu teşekkürler
  10. #10
    bana resimleri lazım :( :/ :P :D :)
  11. #11
    dersime çok yardımvı oldu :)